Pahalı!!
Y
aşı bir hayli ilerlemiş olan Mois, öğleden sonra, caddede yürürken, muhteşem göğüslü bir kadın görür. Çok etkilenir ve kadına yaklaşır:
Kazansın!!
Bu rakı…
Bunu içersen; fabrikası kazanır, dağıtımcısı kazanır, bayileri kazanır, bakkaldan alırsın bakkal kazanır…
Manav ve peynirciler kazanır, mezeciler kazanır, balıkçılar kazanır, anason üreticisi çiftçiler kazanır, şişe üreticisi kazanır, nakliyeci kazanır, taksiciler kazanır…
Meyhanede içersin meyhaneci kazanır, aşçı kazanır, garson ve komi kazanır…
İçtikten sonra kaza yaparsın; kaportacı kazanır, tamirci kazanır, hastaneler kazanır, doktorlar kazanır…
Allah (CC) göstermesin ve gecinden versin amma velakin ölürsen; mezarcılar da tabutçular da, imamlar da, çiçekçiler de kazanır…
Velhasıl tüm Türkiye Kazanır...
İçin , ekonomiye can verin…
Türkiye için bir duble de siz için…
Sosyal Adalet..

— Beyfendi, siz yabancısınız galiba?
— Evet, nereden anladınız?
— Burada beyazlar kuyruğa girmez, doğrudan gişeye gidip biletlerini oradan alır
Adam biraz mahcup, tüm kuyruğu atlar gişeye gelir. Evet... Gerçektende beyazlar için ayrı bir pencere vardır.
— İyi günler, arka yada ortadan bir koltuk lütfen..
Gişedeki kız şaşkın:
— Beyfendi, siz yabancısınız galiba?
— Evet, nereden anladınız?
— Burada beyazlar, koltukta değil, balkonda oturur!
— Peki, bir balkon lütfen!
Balkondan filmi izlerken, Güney Afrika'da bizim sinemalardaki gibi uzun uzun aralar verilmediğinden sıkışır haliyle. Etraf karanlık, herkes filmi izliyor, dayanamaz ve ayağa kalkınca, yandaki sorar:
— Nereye beyfendi?
— Hiiç... Tuvalete gitmem lazım..
— Beyfendi, siz yabancısınız galiba?
— Evet, ama nereden anladınız?
— Burada beyazlar, tuvalete gitmez ki, balkondan aşağı işeyiverirler.
Adam şaşkın, tek güvendiği karanlıkta balkonun korkuluklarına dayanır ve tam çişini ederken, aşağıdan bir zenci seslenir:
— Heeey, sen yabancısın galibaaa!!
İyice şaşkına dönen adam, karanlıkta ve sadece çişinden tanındığı için ürker...
Aşağıdaki devam eder:
— İnsan sadece birinin kafasına etmez ki birader!! Şöyle bir serpiştirir!! Bu memlekette sosyal adalet diye bişey var!
Su..
— Şu bardaktan değil, tankerden boşanırcasına yağan yağmurlar, anamızı belledi vallahi!
Türk gazeteci de, siyasetçinin söylediklerini Alman meslektaşına çeviriyormuş. “Anamızı belledi” lafı da “anamızı becerdi” diye çevrilince Almancaya..
Alman gazeteci de bir soru sormuş bizim siyasetçiye:
— Validenizin rıza göstermesiyle mi gerçekleşti olay yoksa aşırı bir baskı sonucu çaresiz mi kalındı?
Çetin Altan'dan..
El Yazısı...
Adam yolda karşılaştığı komşusuna çemkirir:
– Senin oğlan bizim duvara işemiş!
Komşusu onu sakinleştirmeye çalışır:
– Canım çocukluk işte! Affedin!
Adam sakinleşeceğine ses tonunu giderek artırıp bağırmış:
– İyi ama çişiyle benim kızın adını yazmış!
Bıyık altından gülen komşu:
– Vay çapkın vay!. Desene, senin kızı seviyor!
Kız babası homurdanır:
– Üstelik yazı, bizim kızın el yazısı!
Sırat Köprüsü!!
– Öldürmeyeceksin! Çalmayacaksın! Üçüncüsü de zina etmeyeceksin!!. Zina en büyük günahlardan biridir; buna karşın, gitgide zina yapanlar çoğalıyor! Daha da kötüsü, son zamanlarda bir de kendi hemcinsiyle zina yapanlar türedi! İşte, asıl korkunç günah da budur ve kesinlikle affedilmeyecektir!
Kilisede çıt yok, belli ki aralarında bu tür günah işleyenlerin oranı yüksek ve birçoğu suçluluk duygusuyla başlarını öne eğmiştir.
Papaz vaazına sürdürür:
–Aman!! Siz siz olun, bu günahı zinhar işlemeyin!
Sözlerinin daha da etkili olması için kısa bir ara verir ve sürdürür:
– Eğer işlerseniz! Bilin ki bu günahın kefaretini, siz düşünün öbür dünyada!! Sırat köprüsü var ya sırat köprüsü!! İşte o köprüyü geçerken becerdiğiniz bütün hemcinslerinizi karşı tarafa sırtınızda taşıyacaksınız! Hepsini sırtınıza alıp, karşıya öyle geçeceksiniz, tamam mı?
Dinleyenler arasındaki Yorgo, bu sözler üzerine Vasiliu'nun kulağına eğilir:
–Yandık ki, ne yandık!! Bugüne dek, en az yirmi erkeği becerdim ben! O köprüden geçerken sırtımda yirmi kişiyi nasıl taşırım ben birader?
Vasiliu:
- Düşündüğün şeye bak! Ölmeye yakın sen de verirsin birine; binersiniz hep beraber onun sırtına!
Bırak da...
Bu şekilde iki durak geçince, arkadaki adam seslenir:
- Hacı dayı iniyor musun?
Anlamsız gelen bu sese döner:
- Hayır !! Birkaç durak daha var...
Arkadaki adam bu kez daha fazla dayanamaz:
- Hacı dayı o zaman yumurtalarımı bırak da ben ineyim!!.
Kurtarıldım!!
yaşlı rahibenin kendisine verdiği talimata uygun olarak banyo suyunu ve havluları hazırlamıştı. Verilen talimatta ayrıca pederin çıplak bedenine bakmaması fakat Peder'in kendisine söylediği her şeyi yapması ve dua etmesi de vardır.
Ertesi sabah, yaşlı rahibe:
- Magdalene!! Cumartesi gecesi banyosu nasıl gitti?
Genç rahibe rüyadaymışçasına:
- Ahh hemşire!! 'Kurtarıldım'.
Yaşlı rahibe:
- Kurtarıldın mı? Bu harika şey!! Nasıl oldu?
- Şey, Peder John su dolu küvette yatıyordu. Kendisini yıkamamı istedi. O’nu yıkarken, tanrının, cennetin anahtarını sakladığını söylediği bacaklarının arasına doğru elimi itti.
Yaşlı rahibe dümdüz bir sesle:
- Öyle mi yaptı?
- Ve Peder John, eğer cennetin anahtarı benim kilidime uyarsa, cennetin kapılarının bana açılacağını ve kurtuluşumun ve ebedi huzura kavuşmamın temin edileceğini söyledi ve sonra Peder John cennetin anahtarını kilidimin içine soktu..
Yaşlı rahibe daha da düz bir sesle:
- Gerçekten mi?
- Önce korkunç bir acı verdi, fakat Peder John kurtuluşa giden yolun çoğunlukla ıstırapla dolu olacağını, ama daha sonra tanrının güzelliğinin, içimi müthiş bir coşku ve zevkle dolduracağını söyledi. Ve öyle oldu, kurtarılmak çok güzel bir duygu!
Yaşlı rahibe:
- O günahkâr şeytan!.. Bana; onun, Cebrail'in borazanı olduğunu söyledi ve ben, kırk yıldır o borazanı üflüyorum!
Adalet mi?! Zor iş!!
Küçük bir kasaba da; caminin tam karşısında, arsa sahibi arazisi üzerine bir genelev inşa etmeye başlar. İmam ve cemaat buna şiddetle karşı çıkar. Ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal yoldan karşı çıkamazlar.Tüm cemaat tek yapabildiği şeyi, imamın öncülüğünde, açılacak bu genelev için her gün beddua eder
İnşaat ilerler ve açılışa birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu yerle bir olur.
Cemaat bu olaydan duydukları memnuniyeti saklama gereği bile görmez..Ancak genelev sahibi, cami imamı ve cemaatin direk veya indirek olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddası ile camiye karşı tazminat davası açar.
Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz ederler. Bu olayın kendi dualarından dolayı olabileceği iddiasını da asla kabul etmezler.
Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkemeye günü geldiğinde Hâkim dosyayı dikkatle inceler ve taraflara döner:
- Açıkçası bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum.. Ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var. Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir genelev sahibi, diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati...!






